~ Tüp Bebek Seyir Defteri ~

Prof. Dr. Bülent Tıraş

Prof. Dr. Bülent Tıraş

“Akademisyen bilimsel gelişmeleri son derece dikkatli bir şekilde izleyebilen, bilime katkıda bulunan kişidir.”

Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Doğum Anabilim Dalı öğretim üyesi ve Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Bülent Tıraş

Özgeçmişinizi anlatır mısınız?
1961 yılında Siirt’te doğdum. İlk orta ve lise öğretimimi Siirt’te tamamladım. 1977 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesine girdim. Bir yıl burada okuduktan sonra 1978 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesine girdim. 1984 yılında Ankara Tıp Fakültesini dönem üçüncüsü olarak bitirdim. Daha sonra iki yıl süreyle 1984-1986 yılları arasında Eskişehir’e 3 Nolu Sağlık Ocağında mecburi hizmetimi tamamladım ve 1986 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalında kadın doğum eğitimime başladım. 1986-1992 yılları arasında burada ihtisasımı tamamlayarak 1992 yılında kadın hastalıkları doğum uzmanı oldum. İhtisasım sırasında, 1989 yılında YÖK’ün vermiş olduğu öğretim üyesi yetiştirme bursunu kazanmış oldum ve bir yıl süreyle Londra’da INCLUDEPICTURE Royal Postgraduate Medical School and Hammersmith Hospitalda üreme tıbbı, infertilite, endoskopik cerrahi, tüp bebek konularında Profesör Robert Winston ile birlikte eğitim aldım. Daha sonra 1992-1994 yılları arasında Selçuk Devlet Hastanesinde Kadın Hastalıkları ve Doğum Servisini kurdum. Burada kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olarak iki yıl çalıştım. 1994 yılında Gazi Üniversitesinde açılmış bulunan yardımcı doçentlik kadrosuna müracaat ettim ve buraya atandım. 1997 senesinde Doçent, 2003 senesinde de Profesör oldum.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?
Ecevit Hükümeti döneminde bir tam gün yasası çıkartılmıştı. Bu dönemde gerçekten de bu günkü tam gün tartışmalarının tersine hekimlere ve sağlık personelinin özlük haklarında ciddi miktarda iyileştirmeler yapıldı. Yüksek maaşlar verildi. Bu dönemde biraz da ailemin etkisiyle tıp fakültesine girmiş bulundum.

Ben hekim olmaktan son derece memnunum. Özellikle de kadın hastalıkları doğum branşını ve kadın hastalıkları doğumun alt branşı olan üreme endokrinolojisi ve infertilite branşında çalışmaktan son derece memnunum.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
Bizim işimizin en zor tarafı, hastalarla, insanlarla iletişim halinde olmak ve onlara en zor zamanlarında sağlık hizmetini sunmaya çalışmak. Yine de gerçekten mesleğimiz çok güzel. Çünkü insanlara, örneğin tüp bebek uzmanı olarak bir gebelik sağlayabiliyoruz ya da sonunda olay bir doğumla sonuçlanıyor. Bunlar çok güzel, hayata yeni bir canlı katmak gerçekten çok güzel Ama öte yandan da bunu yaparken son derece stres altında bir toplulukla uğraşmak zorunda kalıyorsunuz.

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?
Bir akademisyenin temel görevi bence bilimsel gelişmeleri son derece dikkatli bir şekilde izleyebilen, bilime katkıda bulunan kişi olmasıdır. Akademisyenin aynı zamanda öğrendiklerini ve ürettiklerini asistanlarıyla, öğrencileriyle paylaşabilen bir yapıda olması lazım. Akademisyen bencil olmamalı. Akademisyen mutlaka kendinden sonraki kuşaklara da hizmet edecek yeni akademisyenler yetiştirmelidir.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı?
Benim aslında kadın hastalıkları ve doğum uzmanlığını seçmemde en önemli motivasyonlardan bir tanesi rahmetli hocamız Prof. Dr. Mülazım Yıldırım hoca olmuştur. Mülazım Yıldırım hoca Ankara Tıp Fakültesinde bizim hocamızdı. Kendisiyle ilişkimiz daha sonra da devam etti. Kendisi o dönemde benim kadın hastalıkları, doğum ve infertilite alanını seçmemde gerçekten çok etkili olmuştur. Kendisinin birçok yönünü kendime örnek aldığımı söyleyebilirim. Yine yurt dışında özellikle İngiltere’de birlikte çalıştığım Prof. Dr. Robert Winston ve 1995 yılında da tüp bebek ve mikroenjeksiyon çalışmaları için yanına gittiğim İsrail Telaviv’de de Prof. Dr. Raphael Ron El gerçekten çalışkanlıkları, disiplinleri ve bilime katkı sunmadaki üstünlükleri nedeniyle örnek aldığım kişiler olmuştur.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de sağlık ortamı çok karışık. Ben Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği başkanı ve aynı zamanda 34 tane uzmanlık derneğinden oluşan Uzmanlık Dernekleri Platformu sözcüsü olarak, bu konuları çok yakından takip ediyorum. Meslektaşlarımız her halde Cumhuriyet tarihinin en sıkıntılı günlerini yaşıyorlar. Çünkü bir yandan çok çeşitli alanlarda önlerini göremiyorlar. Bunların içerisinde daha önce ülkemizde denenen ve başarısız olunan tam gün yayasının bütün bu faktörlere rağmen hayata geçirilmek istenmesi, öte yandan son bir yıl içerisinde gündeme gelen ve çeşitli yönetmelik ile yasa değişiklikleri hekimlerin önünü tıkamış durumda. Bir de bütün bunların üzerine Türkiye’deki sağlık sisteminin sorunlarının nedeni sanki hekimlermiş gibi davranılması ve çeşitli şekillerde şiddete maruz kalan hekimler, darp edilen, silahla yaralanan, acil servislerde dövülen hekimlerin bulunması bizi gerçekten çok üzüyor. Bu konuda ülkemizde özellikle Sağlık Bakanlığımızın, Türk Tabipler Birliğinin ve uzmanlık derneklerinin hekimlere daha fazla sahip çımasının, ülkemizdeki sağlık sisteminde yaşanan sorunlarının sorumlularının hekimler olmadığının, halkımıza çok doğru bir şekilde anlatılması gerektiği kanaatindeyim.

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?
Biraz evvel bahsettiğim gibi ilk deneyimim 89-90 yılları arasında henüz bir araştırma görevlisi iken süreyle Londra’da Royal Postgraduate Medical School and Hammersmith Hospital’daki çalışmam oldu. Bundan sonra 1995 yılında bir ay süreyle İsrail Telaviv’de de Prof. Dr. Raphael Ron El ile mikro enjeksiyon konusunda çalıştım. 2000 yılında doçent olduktan sonra ABD’de iki ay süreyle çalışmalarda bulundum. Bunlardan bir tanesi Prof. Dr. C.Y Liu ile laparoskopik cerrahi üzerine idi. Yine ABD’nin en başarılı üniversitelerinden ve hastanelerinden birisi olan Johns Hopkins Hospital’da Prof. Dr. Howard Zacur ile üreme endokrinolojisi üzerine çalışmalarım oldu.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?
Aynı mesleği gerçekten yurtdışında da yapmak isteyebilirdim, ama bugün önüme yeniden bir seçenek sunulsa yurt dışında mı çalışmak istersiniz Türkiye’de mi diye ülkemde çalışmak isterim. Çünkü ülkemi seviyorum ve ülkeme hizmet etmek istiyorum. Dolayısıyla belki aynı meslek yurt dışında ve daha cazip koşullarla yapılabilir ama ülkemi seviyorum.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?
Yurt dışı dergilerde yayınlanmış 60 kadar makalem var. Yurt içi dergilerde yayınlanmış makale sayım herhalde yüzün üzerindedir. Ayrıca çeşitli ödüller kazandım. Yapmış olduğum bir takım araştırmalar şu an da dünyada en çok atıf alan makaleler arasında. Çalışmalarımıza büyük bir hızla da devam ediyoruz.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi bu gün ülkemizde çok seçkin ve kaliteli bir tıp fakültesidir. Başlangıç yıllarında ben 1994 senesinde fakülteye başladığımda, eski bir kız yurdu binasından tıp fakültesine çevrilmiş bir hastanede çalıştım. Şimdi ise 15 katlı çok modern bir hastanede çalışıyoruz. Gerçekten de bizim bölümümüzde yetişen hem asistan hem öğrencilerin çok başarılı olduklarını görüyoruz. Dolayısıyla çalışmış olduğum kurumu bu açıdan oldukça başarılı bir kurum olarak değerlendiriyorum.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?
YÖK başkanı olsaydım öncelikle bugün ülkemizde akademik ortamda yaşanan doçentlik sınavları ile ilgili problemi değiştirirdim. Maalesef uzun yıllar boyunca eğitim hastaneleri için şef ve şef yardımcılığı sınavları yapılmamıştır. Bunun yerine bugün doçentliğini almış, ya da profesörlüğünü almış, üniversitelerdeki akademik kadrolardaki kişiler eğitim hastanelerine şef ve şef yardımcısı olarak atanmaktadır. Bu bence doğru bir sistem değildir. Üniversitelerdeki doçentlik ve profesörlük kadroları ile eğitim hastanelerindeki şef ve şef yardımcılığı kadroları birbirinden tamamen bağımsız olmalı, doçentlik ve profesörlük tamamen akademik bir kariyer olarak değerlendirilmelidir diye düşünüyorum.

Eğitim verdiğiniz anabilim dalındaki kişilerle ilişkileriniz nasıl?
Anabilim dalımızda 16 öğretim üyesi mevcut olup gerçekten Türkiye’de bilime çok değerli katkı yapmış çok değerli öğretim üyeleri ile birlikte çalışıyoruz. Dolayısıyla tabii ki her anabilim dalı içerisinde her öğretim üyesi diğer öğretim üyeleriyle aynı seviyede yakın olmamaktadır. Ancak bilimsel, ciddi ve son derece akademik bir anabilim dalımız mevcut olup buradaki öğretim üyeleriyle de gayet yakın ilişkiler kurmuş durumdayız.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Ulaştığımı düşünüyorum. Çünkü akademik anlamda kariyerimizde gelebileceğimiz en üst nokta profesörlük ve öğretim üyeliği. Benim tıp fakültesinde ya da üniversitenin idari kademelerinde herhangi bir görev alma isteğim bugüne kadar olmadı. Bundan sonra da olacağını sanmıyorum. Kadın doğum camiasında ulusal ve en büyük derneğin başkanlığını yapma onurunu da tattım. Bu nedenle mesleğimde hedeflediğim yere geldiğimi düşünüyorum.

Mesleğinizle ilgili başınızdan geçen ilginç bir anınızı anlatır mısınız?
Henüz yardımcı doçent olduğum yıllarda, anabilim dalımızda Gülşan isimli bir sekreterimiz vardı. Gülşan hanım hastalarla çok iyi diyaloğu olan bir sekreterdi. Hasta baktığım sırada Gülşan hanımla hasta arasında şöyle bir diyalog geçtiğini duydum. Hasta kadın doğum muayenesinden çıktıktan sonra Gülşan hanım hastaya sevk işlemlerini yapmak için ‘sevk aldınız mı? diye soruyor. Hasta da bunu nasıl anladıysa başını hafif yana eğerek, utanıp, sıkılarak ‘Evet birazcık’ diye cevapladı. Bu beni ve oradaki diğer personeli çok güldürmüştü. Bunu unutmuyorum.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?
Göstermeye gayret ediyorum ama tam anlamıyla gösterdiğimi söyleyemem. Eskiden bu kadar yoğun değilken daha fazla spor yapma şansım oluyordu. Haftada birkaç gün hafif koşu yapıyordum. Daha önceleri masa tenisi ve voleybol oynadım. Ancak son zamanlarda sadece zaman zaman yürüyüş yada hafif koşu yapıyorum. Bunun dışında düzenli olarak kan testlerimi yapmaya gayret ediyorum. Sigara gibi kötü alışkanlıklarım yok. Ama mesleğin getirdiği yorgunluklar, yoğunluklar, uykusuz kaldığımız zamanlar oluyor tabi bunlarla başetmeye çalışıyorum.

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?
Tıp dışında özellikle kitap okumayı yani tıp dışı kitap okumayı, müzik dinlemeyi çok severim. Müthiş bir sinema tutkunuyumdur. Özellikle gerek sinemada gerekse evde DVD formatında çok film izlerim.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?
Tabii hepimizin zaman zaman keşke bunu yapsaydım dediğimiz şeyler olmuştur. Ama her zaman şunu kendime düstur edinmişimdir. En kötü karar kararsızlıktan iyidir. Onun için hayatımda hiç kararsız bir insan olmadım. Belki de cerrah olmanın getirmiş olduğu hızlı ve en doğru kararı verme tarzında zaman içerisinde bir yeteneğimin geliştiğini düşünüyorum. Hızlı, pratik ve doğru karar vermeye çalışırım. O nedenle fazla keşke demediğimi düşünüyorum.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Maalesef hekimlerim bir çoğunun ailesine yeterli vakti ayırabildiğini düşünmüyorum. Benim eşim de doktor. Maalesef hekimler ailelerine yeterli vakti ayıramıyorlar. Bugün geriye döndüğüm zaman, biraz önce sorduğunuz sorudaki gibi keşke aileme daha fazla vakit ayırabilseydim diye düşünmüyor değilim.

* Bu röpartaj 12/10/2008 tarihinde MediMagazin dergisinde yayınlanmıştır.

Bu Yazı İçin Arama Terimleri

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>