~ Tüp Bebek Seyir Defteri ~

Stres ve Kısırlık

Kısırlık genel olarak çiftlerin %15’inde görülmekte ve birçok psikososyal etkiye yol açmaktadır. Günümüzde evlilik yaşı ve dolayısı ile çocuk doğurma yaşındaki gecikme ve cinsel geçişli hastalıklardaki artışın doğurganlık üzerindeki olumsuz etkilerine karşın kısırlık oranında önemli bir artış gözlenememiştir. Kısırlığın kişide yarattığı psikolojik etkiler sosyokültürel özelliklere bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Bazı toplumlarda kadının aile içerisindeki konumunu değiştirmesinin tek yolu çocuk doğurmasıdır. Gelişmekte ve gelişmiş ülkelerde bu kadar katı bir durum söz konusu olmamakla birlikte, kısırlık sorunu olan çiftlerde psikolojik sorunlara oldukça sık rastlanabilmektedir.

Modern çağın en önemli sorunlarından bir tanesi stres olup, birçok hastalığın direk olarak nedeni olmamakla birlikte, ortaya çıkmasında önemli bir rolü olduğu düşünülmektedir. Özellikle nedeni bilinmeyen hastalıklarda hem hasta, hem de hekim tarafından en önemli suçlu stres olarak görülmekte ve hastalığın nedeni ortaya konduğun için hekim ve hastada önemli bir rahatlamaya neden olmaktadır.

Kısırlığın Psikososyal Etkileri

Kısırlık genel olarak bir çiftin 1 yıl boyunca korunmamasına karşın gebe kalamaması olarak tanımlanmaktadır. Bu süre 34 yaşın üzerindeki kadınlarda 6 ay olarak kabul edilir. Ayrıca yumurtalık rezervi düşük olan kadınlarda da kısırlık ile ilgili tedavilere daha erken başlanabilir.

Ergenlik dönemindeki en önemli değişikliklerden bir tanesi de kadının veya erkeğin üreme yeteneğine ulaşmasıdır. Çocuk sahibi olmada zorlanma çiftlerde öncellikle bir şaşkınlık ve öfke oluşur. Kısırlık sorunu yaşayan çiftlerin büyük bir bölümü ve özellikle kadınlar, kısırlık tanı ve tedavi sürecinin yaşamları boyunca yaşadıkları en üzücü dönem olduklarını belirtmektedir. Tedavi sürecine giren bazı çiftler mesleki yaşamlarındaki kariyer olanaklarını ve yaşamlarındaki diğer ciddi fırsatları ertelemek veya tamamen bırakmak durumunda kalmaktadır. Biz de günlük pratiğimizde oldukça başarılı bir öğrenim yaşamı ve mesleki yaşamı olan bazı çiftlerin bu tedavi için her şeyden vazgeçebildiklerini gözlemleyebiliyoruz. Birçok çift bu sorunun geçici olduğunu kabul etmekte zorlanmakta ve psikolojik açıdan daha fazla zedelenmektedir. Bu konuda yapılan çalışmalarda kısırlık sorunu olan kadınlarda depresyon veya depresif belirtilerin 2-3 kat daha sık görüldüğü gösterilmiştir. Başka bir çalışmada ise depresyon ve anksiyete skorlarının kısırlığı olan kadınlarla kanser, hipertansiyon, HIV pozitifliği ve myokard infarktüsü geçiren kadınlarla aynı düzeyde olduğu gösterilmiştir. Yine bir çalışmada infertil çiftlerde psikiyatrik hastalık prevalansı %40 olarak bulunmuştur. En sık görülen 2 bozukluk anksiyete (%23) ve majör depresyon (%17) olarak rapor edilmiştir.

İnfertil çiftlerde sıklıkla bir sosyal izolasyon olmakta, arkadaşların ve ailenin konuya bakış açısı da bu izolasyon sürecini artırabilmektedir. Birçok toplumda kısırlık sorunu olanlar bunu konumlarında bir düşme, yetersizlik ve yetilerinde bir düşüş olarak algılamaktadır. Bu nedenle en gelişmiş toplumlarda kısırlık sorunu olan çiftler kendilerini yalnız hissetmektedir. Bir çalışmada tüp bebek tedavisi başarısızlıkla sonuçlanan kadınların %13’ünde intihar düşüncelerine rastlandığı görülmüştür.

Kısırlığın psikolojik etkileri veya psikolojik durumun tedavi üzerindeki etkileri genellikle göz ardı edilmektedir. Ayrıca bu konuda doğru bilgi elde etmek de oldukça zordur. Kadınlar gebe kalan veya çocuğu olan kadınlara karşı olan kıskançlık duyguları ile başa çıkmalarında zorlandıklarını, bunu dile getirmelerinin de toplumsal açıdan olası olmadığını belirtmektedirler. Ayrıca kısırlık tedavisi nedeniyle başvuran kadınlarda bu konularla ilgili doğru bilgileri almak da zordur. Çünkü çiftler ayıplanacakları veya eleştirilecekleri korkusuyla psikolojik durumları ile doğru bilgi vermemektedir. Bu nedenle infertil çiftlerde psikolojik değerlendirmenin bir psikolog veya psikiyatrist tarafından yapılması önerilmektedir.

Infertilite sorunu kadınlarda daha fazla baskıya neden olmaktadır. Özellikle tüp bebek tedavisi gören çiftlerde çocuk olmama nedeni erkeğe bağlı faktörlere bağlı olsa bile gebelik başarısının çok büyük oranda kadına bağlı olması bu baskıyı artırmaktadır. Tedavinin başarısızlıkla sonuçlanması kadının kendini değersiz hissetmesine ve özgüveninde azalmaya yol açmaktadır. Ayrıca sıklıkla kadınlar bu durumun geçmişte yaşadıkları kürtaj veya doğum kontrol yöntemleri nedeniyle verilmiş bir ceza olduğunu düşünmektedir. Erkekler genellikle sorundan daha az etkilenmekle birlikte, özgüven azalması, sosyal izolasyon ve eşine karşı suçluluk gibi etkiler onlarda da görülmektedir. Erkekler daha çok iş yoğunluğunu artırma ve değişik aktivitelere girme yoluyla konuyla baş etmeye çalışmaktadır ve soruna daha çözüme yönelik bir yaklaşım sergilemektedir. Ayrıca erkekler çocuksuz yaşam konusunu daha erken ve kolay tartışmaya başlamaktadır. Ancak yine de infertilite sorunu erkekte önemli düzeyde bir distresse neden olmakta ve bu distress erkek faktörüne bağlı kısrlık durumunda daha yoğun olmakta ve bazı erkeklerde geçici empotana neden olabilmektedir. Bu psikolojik etkiler tedavi sonucunda gebelik olsa bile 18 aya kadar uzayabilmektedir.

Stress ve infertilite tedavisi

Stress kişinin mental gerginliğinin artması veya fizyolojik olarak uyarılmasına neden olan uyaran olarak tanımlanmaktadır. Stressin neden olduğu anksiyete durumu ise distress olarak tanımlanır. Yani genel olarak stressin yanlış kullanıldığını, hastaların tarif etmeye çalıştığı durumun aslında distress olduğunu söyleyebiliriz. İnfertilite çiftlerde distress neden olan önemli bir stress’tir.

Yapılan çalışmalarda tüp bebek tedavisine başlayan çiftlerin %54’ünde depresif belirtiler olduğu görülmüştür. Ayrıca %19’unda orta veya ağır derecede depresif belirtiler olduğu gösterilmiştir. Bu belirtilerin önemli bir kısmı tüp bebek tedavisi ile ilgili endişelerden değil, daha önce uygulanan tedavilerin başarısız olmasından kaynaklanmaktadır. Tüp bebek tedavisinin başarısızlıkla sonuçlanması durumunda ise depresyon, anksiyete, öfke ve izolasyon sıklıkla görülen belirtiler arasındadır. Bir çalışmada IVF tedavisi başarısız olan kadınların %66 ve erkeklerin %40’ında depresyon belirtiler olduğu ve bu belirtilerin 18 ay sürdüğü gözlenmiştir.

Çiftlerin infertilite tedavisine son verme kararının en önemli nedenleri doktorun tedaviye son verme önerisi veya ekonomik nedenler olarak düşünülmektedir. Buna karşın yapılan çalışmalarda tedaviye son vermenin en önemli nedenleri çiftin yaşadığı stres ve tedavinin getirdiği psikolojik yük olduğu görülmüştür. Tüp bebek tedavisinin devlet tarafından karşılandığı Hollanda’da 3 tedavi sonrasında kümülatif olarak bakıldığında çiftlerin %62’sinin tedaviye son verdiği görülmüştür. Yine benzer şekilde İsveç’te çiftlerin %65’inin 3 tedaviyi tamamlamadığı görülmüştür. Bu sonuçlar tedaviyi sonlandırmanın en önemli nedeninin psikolojik nedenler olduğunu göstermektedir. Tedavi öncesi depresyon derecesi ile tedaviye devam oranları arasında direk bir bağlantı olduğu gösterilmekle birlikte, tedavi öncesi stres durumu ile devamlılık oranı arasındaki bağlantıyı gösteren yeterli çalışma bulunmamaktadır.

Distress ve Gebelik Oranları

İnfertilite tedavisinin önemli bir stres olduğu iyi bilinmekle birlikte, distress ile gebelik oranları arasındaki ilişki hasta tarafından en çok merak edilen konulardan bir tanesidir. Özellikle negatif sonuç alan hastalar neden konusundaki kısa bir araştırmadan sonra bir faktör bulamamışsa sorumlu olarak distressi görmektedir. Hatta hastanın bu şekilde düşünmesi hekim açısından da önemli bir avantaj haline gelmekte ve özellikle tedavi süreci başarılı geçtiği halde negatif sonuç alınan hastalarda distressi sorumlu tutmak hekimi rahatlatmaktadır. Ancak distressin negatif sonuçlar üzerindeki etkisini gösteren birçok faktör olmasına karşın, tek sorumlu olarak göstermenin olanağı yoktur.

Distress ile gebelik oranları arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmaların önemli bir bölümünde tedavi öncesi distress düzeyi ile gebelik oranları arasında önemli bir bağlantı olduğu gösterilmiştir. Ayrıca bazı çalışmalarda distress düzeyi yüksek olan hastalarda yumurta sayısının, döllenme ve gebelik oranlarının daha düşük olduğu görülmüştür.

Distress düzeyi ile gebelik oranları arasında önemli bir ilişki olmasına karşın hastaların büyük bir bölümü psikolog veya psikiyatrist ile konuşma gereksinimi duymamakta ve bu konudaki desteği tedavisini devam ettiren jinekoloğundan beklemektedir. Bu nedenle tüp bebek tedavisine devam ettiren doktorun hastanın psikolojik yönünü de dikkate alması oldukça önemlidir.

Psikolojik Destek

Psikolojik destek konusunda hastaların en çok başvurduğu kaynak web sayfaları olmakla birlikte, yapılan çalışmalarda web sayfalarının çok büyük bir kısmının bu konuda yetersiz olduğu görülmüştür. Biraz önce de belirttiğimiz gibi hastaların büyük bölümü bu konuda desteği profesyonellerden değil tüp bebek ekibinden beklemektedir. Yine hastalar bu konuda broşürlerin yararlı olacağını belirtmektedir. Bu nedenle tüp bebek kliniklerinde infertilitenin psikolojik etkileri veya distressle başa çıkma konusu ile ilgili olarak yazılı broşürlerin hazırlanması ve tedavi sürecinde ekibin hastaya mümükün olduğu kadar yardımcı olması önerilmektedir.

Bu konuda yapılan sınırlı sayıdaki çalışmada psikoterapi veya kognitif-davranış tedavileri ile depresyon ve anksiyete skorlarının önemli ölçüde düştüğü ve gebelik oranlarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu gösterilmiştir.

Sonuçlar

İnfertilitenin çiftler üzerinde önemli psikolojik etkileri bulunmakta ve bu genellikle ihmal edilmektedir
Tedavi süresince kadınlar daha fazla distress hisstmektedir
Tedavi sürecinde evlilikte ve cinsel yaşamda önemli sorunlar yaşanabilir
Tedavi yoğunluğunun artması ve süresinin uzaması ile birlikte distress düzeyi de artmaktadır
Tedaviye son vermenin en önemli nedeni psikolojik distress’tir
Hastanın psikolojijk yönden konsulte edilmesi ve hazırlanması tedavi uyumunu artırabilir
Hastalar psikolojik desteği genellikle tüp bebek tedavisini yürüten hekimden beklemektedir
Psikoterapi veya bilişsel-davranışçı destek tedavileri gebelik oranlarını artırabilir

http://www.jineart.com/modules.php?name=News&file=article&sid=63 adresinden alıntıdır.

Bu Yazı İçin Arama Terimleri

Stres ve Kısırlık için 2 cevap

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

  • ali ötkün der ki:

    selam hocam ben 1996 evlendim 1 yıl bekledim çocuğum olmadı doktorlel ara gitim çocuğumun olmayacğını soylediler sıperm 0 cıktı bana testogel diye bir jel verdiler 4 yıl kulandım tam 2 yıldır bırakmaya çalışiyem bırakmiyorum cinsel gucum 0 duşiyor ne yaptıysam duzelemdim çocuğumda olmadı ne kadar oğraştım olmadı siz bana ne önerirsiniz